Ankara Genel Merkez İftar Konuşması

MATURİDİ YESEVİ OTAĞI  ANKARA GENEL MERKEZ İFTAR KONUŞMASI

Maturidi Yesevi Otağı, 2012 yılında kurulmuş, siyasetin tamamen dışında olan, siyaset üstü, bir fikir ve gönül hareketidir.

Türk ve İslam coğrafyasındaki büyük sıkıntılı meseleleri, akılcı, çözümcü, dışlamayan, insanları fikirlerinden dolayı kâfirlikle suçlamayan, özgür düşünce ve özgür iradenin en büyük temsilcisidir. Aynı zamanda büyük bir medeniyet kurma felsefesinin temel alt yapısını atan Maturidi ve İslamı, gönül ve toplum hayatında en güzel temsil etme yeteneğini sergileyen akılcı, bilimci, maneviyatçı tasavvuf anlayışı olan Hoca Ahmet Yesevi’nin görüşleri ile temel meselelerin çözümü üzerine duran ve çalışan bir fikir hareketidir. Bunu sağlamak amacıyla, Türk halkını, üniversitelerimizde yer alan, her alandan seçkin ilim adamlarımızla bir araya getiriyoruz. Amacımız halk ile bilimi buluşturmak ve bu şekilde, bir bütün olarak, yani din, mezhep, siyaset ayrımı olmadan, bütün Türk dünyasının ve Türk milletinin önünde aydınlanma meşalesini yakmaktır. Eğer gelecekte her konuda büyük bir Türk medeniyeti kurulacaksa, bunun temellerini Maturidi-Yesevi-Farabi çizgisi sağlayacaktır.

İslam düşünce tarihine baktığımızda şunu görüyoruz, İslam’ı anlama açıklama ve yaşamaya yönelik birbirinden farklı yorum gelenekleri ortaya çıkmıştır. Farklı fikir ve düşünceleri temsil eden İslam aydınlarımız, insanlık âlemine, tıptan felsefeye, musikiden mimariye, astronomiden fiziğe, her ilim dalında, insanlık tarihine, her konuda katkılarda bulunmuştur. Fakat ne olmuştur da İslam medeniyetinin mensupları olan İslam âlemi, günümüzde bu hâle düşmüştür? Değer üretmek bir yana dursun, İslam’ı temsil ettiklerini ilan edenler dünyanın başına bela olmuşlardır. Irak, Suriye, Pakistan, Afganistan ve Afrika ülkelerinde boy gösteren tekfirci (kendi İslami görüşünde olmayanları dinsiz olmakla itham eden)  İşid, Boko haram, El kaide gibi guruplar sünni bir dini temsil ettiklerini iddia etmekte iken, İran destekli bazı Şii mezhebi mensupları da medyada tam olarak gösterilmemesine rağmen, Işid gibi grupların yaptıklarını aratmayacak bir derecede sadece insan katliamı değil, insanlığın tüm ortak değerlerinde katliam faaliyetlerine devam etmektedirler.

Günümüz İslam coğrafyasında, ne yazık ki çok acı bir tablo ile karşılıyoruz. Kan, gözyaşı ve zulümler devam etmekte, insan haklarından, eğitimden, sosyal haklarından mahrum, düşünme kabiliyetini kaybetmiş, başına ne gelirse,  bu bizim kaderimizmiş diyen,  toplum ve birey olma özelliğini yitirmiş, bilim, teknoloji ve özgür düşüncenin getirilerinin idrakine varamamış,  bir güruh ile karşılaşıyoruz. Bugün İslam medeniyeti tarihin önünde, çökmüş bir durumdadır.

Türkiye’mize bakacak olursak özellikle son dönemlerde etkisini gösteren toplumsal cinnet derecesinde, ahlak problemi oluşmuştur. Bugün, Türk toplumunda gelinen nokta, artık, adi suçların artması yadırganmazken, yolsuzluk, usulsüzlük, kayırmacılık, kadrolaşma, kadın ve çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar ve tacizler gibi bir milletin geleceğini hatta bir ülkeyi haritadan sildirebilecek ahlaksızlık türleri, Türk toplumu içinde, çılgıncasına artmaktadır. Bunların kaynağı siyasi değildir, siyasi partiler, gelip geçicidir, Bu meselelerin temeline bilimsel olarak inilmediği sürece bu toplumsal hastalıklar artık baş edilmez bir hale gelecektir. Bir siyasi partinin gelip bir değerinin gitmesi sorunları çözmeyecektir. Ülkemizde ahlaksızlık artarken bununla birlikte, ülkemizde cami sayısı da artmaktadır. Türkiye cumhuriyetinin temel meseleleri her geçen gün göz ardı edilmekte, suni gündemler ile ülkemiz zaman kaybetmektedir. Bu geçen zamandan binlerce milyonlarca gencimizin, insanımızın hayatı dünyaya ve topluma bir değer katamadan ziyan olmaktadır. 

Cenabı Allah tarafından bize indirilen tek ve tamamlanmış bir din olmasına rağmen, günümüzde ılımlı İslam, radikal İslam ve iradelerini şeyhlerine satmış, kökeninde bilgi, duygu ve felsefeden uzak emperyalist ülkelerin ürettiği suni dinler ile Türk ve İslam coğrafyasındaki halklar aldatılmaktadır. Radikal İslam denilen, kökeni tamamen taassup ve fikir özgürlüğüne karşı selefi akımlar, sadece Arap coğrafyasını değil,  aynı zamanda, Orta Asya’dan balkanlara kadar büyük bir tehdit olmaya başlamıştır. Artık günümüzde, Orta Asya Türk devletlerinden tutun, Kırım, Kafkaslar ve Balkanlardaki insanlarımızın evlatları,  baba ve dedelerini kâfirlikle suçlayan selefilere akın akın gönül vermektedir. Diğer taraftan ise Türk milletinin dini genleri ile oynayan ılımlı İslamcılar, kız çocuklarını okula göndermek haramdır, Türkiye Cumhuriyeti devleti kâfir devlettir, sakalını her gün tıraş eden cehenneme gider diyerek şekilci ve iradesini şahıslara satmış tasavvuf anlayışı ile İslam coğrafyasını her türlü konuda felaketini hazırlamıştır.

İşte Maturidi ve Yesevi din anlayışı burada devreye girmektedir.

Peki, neden Maturidi çok önemlidir?

Maturidi geleneğinde:  ilim-bilgi amelden ve imandan önce gelir. Kuran’ın mucize olmasının en büyük sebeplerinden biri, kendini bilime denetleten bir kitap olmasıdır. Kuran’ın en temel referansı, ilimdir. Kuran’ın en büyük vasıflarından biri, sürekli, “Neden?” ve “Niçin?” sorularını sordurur. “Neden?” ve “Niçin?” sorularını sormak, yani sorgulamak, Allah’ın bizzat emridir. Kuran, delilsiz, taklidî bir imanı kabul etmez. Maturidi geleneğinde, sorgulamak vardır,  üretici aklın ve düşüncenin değeri vardır, kaderini başkalarının ellerine teslim etmek yoktur.

Maturidi aklın değer koyma yeteneğini kabul etmiştir, yanlış tasavvuf ve selefi akımlarda, din sadece rivayetlerden oluşur. Peygamberimiz şöyle buyurdu, ashap böyle buyurdu, falan alim böyle buyurdu derler. Bunlar naklettikleri haberlerin,  yani rivayetin Kurana uygun olup olmadığına, akla uygun olup olmadığına bakmaz onun için çelişkili ve tenakuzlarla dolu bir düşünce üretirler. Televizyonlara çıkıp din hakkında konuşan pek çok din cahili profesörden birinin olur dediğine bir diğerinin olmaz demesi, işte bundan dolayıdır. Hâlbuki din bir tekdir.

Maturidi toplumsal değişimi fark eden ve toplumun kendi ihtiyaçlarına göre kurallar ve kaideler koymasının gerekliliğini ifade eden, bir bilgindir. Maturidi’nin din şeriat ayırımı görüşüne göre, bütün insanlığa inen din aynıdır, ama toplumların farklılığından ve coğrafyalarından kaynaklanan hukuklar farklıdır görüşü vardır. Dogmacı ve skolastik bataklığa düşmüş olan, en az 500 sene önce yazılmış fıkıh kitapları ile amel etmeye çalışan bir İslam toplumu, çağı okumayacağı gibi, çağımızın gerekli olan kavramlarını din dışı gibi görerek büyük bir bataklığa sapmıştır. Selefi akımda, içtihat kapısı kapanmıştır, tamamen rivayet kargaşasında olan bu akım ve İslam toplumu hangi üstün uluslararası hukuku ve insan haklarını oluşturacaktır.

Toplumda, amel ve fiziki görünümüne göre insanların İslam’ın içinde veya dışında olması görüşü hâkimdir. Bu anlayış, fertleri önemli yanlışa sürüklemekte, ameli ölçüsünde kendini Allah’a yakın gören fertler, kendilerini, Allah katında ayrıcalıklı görmektedirler. Günümüzdeki dini oluşumların kendilerini hatasız kusursuz ve de Allah tarafından seçilmiş kullar olma zannı had safhadadır. Bu görüş, dini gruplar arasında da ayrışmaya sebep olmakta, toplum huzurunu olumsuz etkilemektedir. Maturidi, Kuran’dan net olarak çıkardığı delillerle, amel ve imanı birbirinden ayırarak, bu konuyu açıklamıştır.

Günümüzde toplumun inanç sisteminde, insanlara, zerre kadar özgür irade alanı bırakmayan  “kadercilik” hâkimdir. İnsanların imanını amelleriyle yargılama hakkını kendinde gören, bağımsız akıl yürütmeyi ‘heva ve heves’ olarak damgalayıp taklidi esas alan anlayış hâkim olmuştur.

Maturidi’ye göre, devlet adamının dini vasfı olmamalıdır. Eğer olursa, halk onu kutsallaştırır, yanlışlarını göremez olur. Hâlbuki devlet adamı, doğru da icraat yapabilir, yanlış da. Doğrular, desteklenir; yanlışlar eleştirilir. Dini vasfı olduğu zaman, “Allah’ın kaderi’ olarak topluma dayatılır, toplum din ile itaate zorlanmaya çalışılır. Sorgulayan çıkarsa ‘Allah’ın hikmetinden sual olunmaz.’ diye susturulurlar. “Peygamber’in vekili”, “Allah’ın gölgesi” gibi sıfatları aldıklarından, kendilerini eleştirenleri, Allah’a isyan etmekle itham edip ezebilirler. Nitekim Emevi’ler döneminde ortaya çıkan durum, budur.

İmam Maturidi, kuranın lafızlarını zorlayıp buna da ilmi ledün veya gizli, kutsal ilimler diyerek anlam çıkarmaya çalışan mutasavvıflara ve gizli bilgi aldığını ya da Allah’tan ilham alarak bilgi üretmeye çalıştığını söyleyen kişilere, şiddetli eleştirilerde bulunmuştur. Günümüzde ise pek çok tarikat ve cemaatler, işlerini rüya ve kendi vehimlerini ilham zannediyorlar. Peygamber ile Allah ile görüştüm, bu konuda şöyle cevaplar aldım diyecek kadar, ruh tababetinin ve şizofreni hastalığının en üst sınırlarında gezinmektedirler. Ruh sağlığı yerinde olan müritlerini de zamanla kendileri gibi derin şizofreni bataklığına sürüklemektedirler.

Eğer, hukukun üstünlüğüne dayalı, bilimin ve sanatın her alanında büyük keşifler ve başarılar göstermek, müreffeh, sağlıklı nesiller ve yeniden büyük ulu Türk medeniyetini kurmak istiyorsak, bunun yolu Maturidi-Yesevi-Farabi çizgisinde hareket etmektir.

Bir an önce, Türk dünyasında Maturidi-Yesevi geleneğinde çalışan akademisyenlerimiz desteklenmeli, özel Türk dünyası Maturidi-Yesevi enstitüsü kurulmalıdır ve bu enstitü bünyesinde yetiştirilen insanlar Ahmet Yesevi dervişleri gibi Türk dünyasını irşat etmelidir. Elinde en az 6-7 bakanlığın bütçesi olan diyanet işleri kurumu ne yazık ki, Türk toplumunun gerçek meselelerine çok uzaktır. Orta Asya da, Balkanlar da ve Kafkaslarda sürekli artan selefi akımların önünün kesilmesi bu çalışmalara bağlıdır. Her ay Türkiye’den binlerce gencimiz Işid gibi El Nusra gibi terör örgütlerine katılıyorsa, halkımızın canı, namusu, her köşe başında rastladığımız kenar mahalle şeyhlerinin şeytani planlarına mazur kalıyorsa, bunun çözümü akılcı ve maneviyatçı, sorgulayıcı Maturidi-Yesevi-Farabi geleneğine destekten geçmektedir.

İlgili Yazılar