Hoca Ahmed Yesevi ‘den Hacı Bektaş Veli ‘ye

Hoca Ahmed Yesevi'den Hacı Bektaş Veli'ye

Hoca Ahmed Yesevi ‘den Hacı Bektaş Veli ‘ye

Mehmet Saffet SARIKAYA

Özet:

Hoca Ahmed Yesevi ‘den Hacı Bektaş Veli ‘ye:

Türkler, Müslüman oluşlarından itibaren büyük ölçüde Hanefi geleneğe bağlı olarak İslam’ı kabul etmişlerdir. Türkistan âlimleri Ebû Hanife’nin yoluna bağlı olarak zahidâne bir din anlayışını benimsemişlerdir. Bu âlimler arasında İmam Maturidî’nin şahsında bilgi kaynağı olarak keşf ve ilhama dolayısıyla sûfîliğe karşı mesafeli duran bir anlayış hâkimdir. Bununla birlikte, halka dini tebliğ ve irşad bağlamında sûfîliğe meyleden bir Hanefi gelenek de mevcuttur.

Türkler, Müslüman oluşlarından itibaren büyük ölçüde Hanefi geleneğe bağlı olarak İslam’ı kabul etmişlerdir. Türkistan âlimleri Ebû Hanife’nin yoluna bağlı olarak zahidâne bir din anlayışını benimsemişlerdir. Bu âlimler arasında İmam Maturidî’nin şahsında bilgi kaynağı olarak keşf ve ilhama dolayısıyla sûfîliğe karşı mesafeli duran bir anlayış hâkimdir. Bununla birlikte, halka dini tebliğ ve irşad bağlamında sûfîliğe meyleden bir Hanefi gelenek de mevcuttur.

Bu zühd ve tasavvuf geleneğinin ilk temsilcilerinden Tenbîhu’l-Gafilîn ve Bostânu’l-Arifîn sahibi Ebu’l-Leys es-Semerkandî’ zikredilebilir. Nesefî de el-Kand’ında zâhid nisbesinden farklı olarak sûfi nisbesiyle yirmiden fazla Türkistan âlimlerinden bahseder. Bu tasavvuf damarının en tipik örneklerinden birisi Ebû Bekr Muhammed b. İbrahim el-Kelâbâzî (380/990)’dir. Diğer önemli bir zat ise Maveraunnehr’in sûfîlerden Ebû Yakub Yusuf b. Eyyüb el-Hemedânî (535/1140)’dir.

Bu gelenek özellikle tarikatlaşma döneminde Hoca Ahmed Yesevi ’ nin şahsında temsil edilmiştir.

Hoca Ahmed Yesevi Hanefî-Mâturîdî Türkistan âlimlerinin benimsediği itikadî yolu tasavvufi alanda devam ettirmiştir. İslam’ı Türk ruhuna uygun, milli unsurlarla anlayıp yorumlayarak Türklere kendi örf ve adetleriyle örtüşen, anlaşılır bir dini zihniyet sunmuştur. Hoca Ahmed Yesevi ’nin temsil ettiği sûfîlik Orta Asya’da Yesevîlikle Anadolu’da Bektaşilikle temsil edilerek sonraki nesillere aktarılmıştır.

Tebliğde ilk olarak bu gelenek irdelenecektir. Daha sonra Ahmed Yesevî’ye verilen Hoca unvanı ve Hacı Bektaş Veli’ye nispet edilen seyidlik bağlamında Türklerdeki ehl-i beyt sevgisinin muhtevası mezhebi unsurlar bağlamında ele alınacaktır.

Daha sonra gerek Hoca Ahmed Yesevi ’nin Hikmetleri, gerek müridi Süleyman Hakim Ata’nın Kitâb-ı Bakırgân’ı ve gerekse Hacı Bektaş Veli’nin Makalât’ı ekseninde itikadi ve ameli mezhep tezahürlerine işaret edilecektir. Konu işlenirken mezkûr zatlara nispet edilen menakıp kitapları ve yeni araştırmalarla desteklenecektir.

Anahtar kelimeler: Hanefi-Maturidi gelenek, Hoca Ahmed Yesevi, Ehl-i Beyt Sevgisi, Mezhep

Türklerin Müslüman oluşlarında konumuzla ilgili iki temel olguyla karşılaşırız. Türk ma’şerî vicdanında yer etmiş eski dîni zihniyet ve ehl-i beyt sevgisi. Bugün Anadolu’da Eski Türk diniyle ilgili pek çok unsurlar ve motifler gelenek olarak yaşatılmaktadır. Bu inanç motiflerinden birisi eski Türk dinindeki evrensel Tanrı kabulüne dayanan geniş hoşgörü esasıdır. Bu esasa istinaden bütün âlemin, dolayısıyla içindekilerin Tanrının yaratmasından dolayı belli bir saygıyı hak etmeleri olgusu vardır. Türklerin Müslüman oluşlarıyla birlikte devam eden mümeyyiz bir vasfı olmuştur. İslam’da da bu algının uzantılarını bulan Türkler, kurdukları devlet teşkilatlarında ve sahip oldukları din anlayışında hoşgörü ve muhataplarına saygı prensibinden asla vazgeçmemişlerdir (Günay 1996: 22).

Hoca Ahmed Yesevi'den Hacı Bektaş Veli'ye

Eski Türk dinî ve geleneklerinde farklı inançlara saygı ve hoşgörüyü benimseyen bir din anlayışının varlığı bilinmektedir. Maturîdî de, gündelik politikadan uzak, akıl ve vahye dayalı olarak sistemini kurmuş dinî anlayışını şekillendirmiştir. Şüphesiz o bunu yaparken yaşadığı çevreden ve eski Türk kültürü ve ananesinden etkilenmiştir. Bu çerçevede gelenekten gelen diğer inançlara saygı ve hoş- görü anlayışı onun farklı inançlara ve mezheplere karşı tavrında tezahür eder. Bu tavır kendisinden sonra Hanefî/Maturîdî oluşumda ve sosyologların “Türk Müslümanlığı” nitelendirmeyle kastedilen din anlayışında devam etmiştir.

İlgili Yazılar