Bu Kategoridesiniz : / 21 Nisan 2017 Cuma 23:11

İlimde Birlik veya 21.yüzyılda Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak

İlimde Birlik veya 21.yüzyılda Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak

Prof. Dr. Saleh Sultansoy – TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Ankara – AMEA Fizika İnstitutu, Bakı – ATLAS, LHeC and FCC Collaborations, CERN

Ön söz

Türk ve İslam Dünyasının son muhteşem devleti olan Osmanlı Devleti-Aliyesi çökerken İsmayıl Bey Gaspıralı, Mehmet Akif Ersoy, Ali Bey Hüseyinzade, Ziya Gökalp başta olmakla Türk-İslam düşünürleri yeni bir dirçelişin başlatılması için yollar arıyordu. Bu arayışın sonucu olarak Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak sentezi önerildi ve bu temelde yeddi düvele rağmen Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Türkleşmek: “Büyük devletler kuran Atalarımız büyük ve kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.” Çünkü “Türk çocuğu Atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Bunun için DTCF, TTK ve TDK kuruldu.

İslamlaşmak: “Doğrudan-doğruya Kuran’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı!” Kutsal kitabımızda 600’den fazla ayet bize Aklımızı kullanarak İlim yapmayı emreder, bunlardan 10’u “Göklerde ve Yerde” mevcut olan nice ayetlerin araştırılmasının önemini vurgular. 

Muasırlaşmak: “Maksadımız Türk kültürünü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmaktır.” Bu maksada ulaşmak için “Türk kültürü”nün ve “muasır medeniyet seviyesi”nin ne olduğunu iyi anlamamız gerekiyor.  Gelişmiş ülkelerin AR-GE altyapısının benzerini kurmadan Dünyada söz sahibi olmamız mümkün değildir.

Bu sentez Azerbaycan Cumhuriyetinin üç renkli bayrağında yer almıştır: mavi renk Türklüğü, kırmızı ren Muasırlığı, yeşil renk İslamı temsil etmektedir. Ay-yıldız ise Göklerdeki Ayetlere vurgu yapıyor. Bu üç rengin karışımı diğer tüm renkleri oluşturmak için yeterlidir. Üç rengin eşit karışımı Ak oluyor! Yani üç renkten biri bile eksik ise sistem çalışmıyor. 

21.yüzyılda Türkleşmek: Tarih, Bilim ve Nevruz Sümer’de başlar

“Türkler Anadolu’ya 11.yüzyılda geldi” savı gaflettir, dalalettir ve hatta ihanettir. 19.yüzyılda oryantalistlerin uydurduğu bu savı özellikle Avrupa, Rusya, İran, Ermenistan, Yunanistan ve İran’ın “resmi tarihçileri” savunmaktadır. Nedenleri kolayca anlaşılabilir. Mesela, Ankara’nın doğusunun Büyük Ermenistan (daha doğrusu Hayastan, Ermeni ve Hay kavramlarını ayırmamız şarttır), batısının Büyük Yunanıstan (daha doğrusu Grekistan) yapma projesinin ideolojik temelini bu sav oluşturuyor. Bizim tarihçilerin (bir kısmının diyelim) bu savı papağan gibi tekrarlamasının nedenini anlamak mümkün değildir.

Tarihi araştırmalar Türklerin (veya daha geniş anlamda Turanlıların) son 6 bin yılda Avrasya’nın yarısından fazlasında meskunlaştığını ve bu sürenin en az 2 bin yıllık kısmında hegemon olduğunu göstermektedir. Bu bölüm Ortadoğu ve Doğu Akdeniz ile ilgili bazı bilgileri içeriyor.

Milattan önce 2.bin yıl: Mezopotamyayı Sümerler yönetiyor, Anadolu’da Hatti devleti, Kuzey-Doğu Akdeniz’de Girit-Minos uygarlığı. Hepsi Turani ve Türkçeye benzer eklemeli yapıya  sahip dillerde konuşuyor. Bu dönemde bu coğrafyayı bizimle Samiler paylaşıyor. Topraklarımıza göz diken Greklerin, Hayların, Farsların izi-tozu bile yoktur.   

Aşağıdaki resimde milattan önce üç binli yıllarda (günümüzden 5 bin yıl önce) Sümer devletinin haritası verilmiştir. Haritadan görüldüğü gibi Sümer devleti Doğu Anadoluyu ve Azerbaycan’ı da kapsıyordu. Sümerlerin Orta Doğu coğrafyasına nereden geldiği ile ilgili bir çok farklı görüş mevcut iken, buradan nereye gittiği arkeolojik araştırmalar sonucunda bilinmektedir. Samilerin baskısına maruz kalan Sümerler Doğu Anadolu ve Azerbaycan üzerinden Hazarın kuzey ve güney kıyılarından Türkistan coğrafyasına göç etmişlerdir.  Çuvaşıstan’da Sümerli kentinin, Altaylarda Üç-Sümer dağlarının olması bir rastlantı değildir!

1980’lerin başında Sovyetlerin iki en önemli yayın organından biri olan İzvestiya gazetesinde kısa bir yazı çıktı (bu yazı öneminden dolayı kalın harfler ile yazılmıştı): “Ortak Sovyet-Moğol arkeoloji grubu Gobi çölünde milattan önce 2.-3.bin yıllara ait çok sayıda kil tablet bulmuştur. Bu tabletlerin okunması İnsanlık tarihinin birçok karanlık sayfasına ışık tutacaktır”. Maalesef, bu konuda daha sonra hiçbir bilgi açıklanmadı. Bulunan tabletler ya imha edildi, ya da bir yerlerde saklı tutuluyor. Birileri karanlıkta kalmamamızı tercih etti… Son yıllarda gündeme gelen “Beyaz piramitler” Çin menşeli olsaydı tarih kitaplarında ve derslerinde geniş yer tutardı!

Bugüne dek dilbilimciler Sümerce 2500 civarında kelime tespit etmişlerdir. Bunların arasında yüzlerce kelime hem anlam hem de telaffuz olarak günümüz Türk lehçelerinde mevcuttur. Burada sadece Nevruz diye adlandırılan bayramın kökenine değineceğim (bak, S. Sultansoy “Tarih, Bilim ve Nevruz (A-Ki-Ti) Sümer’de başlar”). Tarihi bilgilere göre en eski Nevruz kutlamaları milattan önce üçüncü bin yılda A-Ki-Ti adıyla Sümer’de yapılmıştır. A-Ki-Ti’nin anlamı: Yerin Dirilmesi veya Toprağın Uyanması. Ki – yer, toprak demektir. Günümüz Türkçesinde Kir, Kır, Kil şeklini almıştır. Ti –  uyanmak, yaşama dönmek demektir. Günümüz Türkçesinde Ti-rilmek, Di-rilmek şeklini almıştır. A-Ki-Ti Sümerceden İngilizceye “building life on earth” olarak çevriliyor. Bu çeviri yukarıda verilen yorumun doğru olduğunun bir kanıtıdır. Yerin Dirilmesi Bayramının günümüzden 5 bin yıl önce Sümer’de kutlandığı kil tabletlerde yazılmıştır.   

Elamlar, Hattiler, Lullubiyler, Hurritler, Turukkalar, Medler ve binyıllar önce Orta Doğu Coğrafyasında meskun  olan nice kavimler eklemeli dillerde konuşuyordu. 2500 yıl bundan önce Doğu Anadolunun en kudretli devletinin adı İşkuz (yani İç-Oğuz: Sami dillerinde kelimenin başındaki ilk sesli harf yazımda düşüyor. Mesela, Arap kaynaklarında Oğuz Eli al-Guzia şeklinde yazılıyor). Daha fazla bilgi için bak: S.Sultansoy, “Türkler ve Bilim: Dün, Bugün, Yarın”.

Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve DTCF, 1938 yılından sonra daldığı (daha doğrusu daldırıldığı) derin uyku halinden kurtulup, yukarıda bahsedilen konuları çok ciddi şekilde araştırmak zorundadır!

21.yüzyılda İslamlaşmak: Göklerde ve Yerde nice Ayetler vardır

Kuran-i-Kerim’de açık bir şekilde belirtildiği üzere, Kuran’daki Ayetlere ilaveten Göklerde ve Yerde ibret alacağımız nice Ayetler vardır! Yine Kuran-i-Kerim’de açık bir şekilde belirtildiği üzere, Ayetler bize okuyup, (düşünerek) anlayıp, uygulamamız için gönderilmiştir!

Maalesef, 11.yüzyıldan itibaren kısmen ve özellikle 16.yüzyıldan sonra tamamen, Ayetlerin yerine “Bin bir gece masalları”na yöneldik. 17.yüzyıla dek 8 asır boyunca Dünyanı şekillendiren İslam aleminin son 400 yıldaki hazin hali bu yanlış yönelimin sonucudur. Bu halden kurtulabilmemiz için yapmamız gerekeni Mehmet Akif Ersoy çok güzel belirlemiştir: “Doğrudan-doğruya Kuran’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı”. Atatürk’ün Kuran-i-Kerim’in Türkçe mealinin hazırlanmasına verdiği önem doğrudan bununla bağlıdır.

Kutsal kitabımızda 600’den fazla Ayet bize Aklımızı kullanarak İlim yapmayı emreder. Kuran’ı diğer Kitaplardan ayıran en büyük fark budur. Aşağıda meali verilen Ayetler, Göklerdeki ve Yerdeki Ayetlerin (yani Bilgiye sahip olmak amaçlı temel araştırmaların) önemini vurgulamaktadır.  

Bakara 164: Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.

Yunus 6: Gece ile gündüzün art arda gelmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında (kötülüklerden) sakınan bir topluluk için ayetler vardır.

Yunus 101: De ki: “Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin.” İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.

Yusuf 105: Semalarda ve yeryüzünde nice ayetler vardır. Ve onlar, o ayetlerden (delillerden) yüz çevirerek yanından geçerler.

Casiye 3: Muhakkak ki müminler için göklerde ve yerde mutlaka âyetler (deliller) vardır.

Casiye 13: Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.

Rum 25: Göğün ve yerin O’nun emriyle durması da O’nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden bir çağrıyla çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki çıkarılıyorsunuz.

Ankebüt 44: Allah, o gökleri ve yeri, o yüksekleri ve aşağıyı hak ile yarattı, boşuna değil, gelişigüzel de değil, bir hak sebebi ve hikmeti iledir. Göğü de öyle, yeri de, yukarısı da, aşağısı da, âlimi de, cahili de, hepsinin hakkı da, yaratıcının hakkı önünde baş eğmek, boyun bükmektir. Şüphesiz bunda müminler için bir âyet var. İlmin kıymetini, hakkın önemini, Hak’tan gayrısının hiçliğini ve bundan dolayı Allah’ın gayrısından veli, dost edinmenin çürüklüğünü ve bunun neticesinde müminlerin muvaffak olacaklarını ispat eden bir âyet.

Âli İmran 190: Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ayetler vardır.

Âli İmran 191: Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!

Yusuf 105 Ayeti, İsrail oğullarının en büyük günahlarından birini (zannımca en büyüğünü) açıklıyor. İsrail oğulları bu yanlışlarını anlayıp gereğini yaparken (GSMH’den AR-GE’ye en büyük payı İsrail ayırmaktadır), İslam alemi 17.yüzyıldan itibaren bu günaha boğazına kadar batmıştır. Diğer 8 Ayetin günümüzdeki anlamı aşağıdaki Tabloda yekunlaştırılmıştır. 

Göklerde ve Yerde var olan Ayetlerden yüz çevirmemiz ne anlama geliyor

Bakara 164-Düşünen bir topluluk değiliz.

Yunus 6-Sakınan bir topluluk değiliz.

Yunus 101-İman etmeyen bir topluluğuz.

Casiye 3-Mümin değiliz.

Casiye 13-Düşünebilen bir kavim değiliz.

Ankebüt 44-Mümin değiliz. İlmin kıymetini bilmiyoruz.

Âli İmran 190-Aklıselim değiliz.

Âli İmran 191-Cehennem azabından korunabilmemiz müşküldür.

Yüzümüzü Göklerde ve Yerdeki nice Ayetlere çevirmezsek Türk ve İslam dünyasının bugünkü hazin hali devam edecektir.

Göklerdeki Ayetlerin (Astronomi bilimi) önemini kavrayabilmemiz için aşağıda resmi verilen bir gökadasına dikkatle bakmamız yeterlidir. Bu gökadasında (Samanyolumuzun benzeri)  milyarlarca yıldız (Güneşimizin benzeri) var. Alem’de (Evrenimizde) milyarlarca gökadası var. Alemlerin Rabbinin kudreti sonsuzdur !!!

21.yüzyılda Muasırlaşmak: En Stratejik STRATEJİ

Muasırlaşmanın temelinde doğru belirlenmiş, etkin Bilim ve Teknoloji stratejisi yatıyor. Anglosaksonların ve genel olarak Batının yükselişinin asıl nedeni son yüzyıllarda bilim ve dolayısıyla teknoloji alanlarında gerçekleştirdikleri atılımdır. Japonya ve Güney Kore faz geçidini 15 yılda başardı! Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığa kavuşmasından 25 yıl geçti …

Gelişmiş ülkelerin AR-GE altyapılarını irdelersek üç ana model ortaya çıkıyor: Anglosakson modeli (en etkin örneği ABD), Kıta Avrupası modeli (en etkin örneği Almanya) ve Uzak Doğu modeli (en etkin örnekler Japonya ve Güney Kore). Son modelin özelliği kalkınmanın kısa sürede sağlanmasıdır. Daha fazla bilgi için bak: H. Halilova ve S. Sultansoy “En Stratejik STRATEJİ: Gelişmiş ülkelerin AR-GE altyapıları ve Türkiye için öneriler”.

Burada Japonya ve G.Kore ile ilgili bazı bilgiler verilecektir. Aşağıdaki Tabloda Japonya, G.Kore, Türkiye ve İsrail’in kişi başına gayri-safi milli hasılası ve AR-GE harcamaları karşılaştırılmıştır. 1955 ile 2010 arasında aşikar görünen değişimin nedeni İlim-İrfan’ın ayrılmaz parçası olan Doğa Bilimlerine (Göklerdeki ve Yerdeki Ayetlere) yaklaşım farkıdır.

Dünya standartlarına göre AR-GE harcamalarının eşik değerleri:

2003 yılından itibaren alınan BTYK kararlarına (5 yılda %2, 10 yılda %3) rağmen, Türkiye halen 1970’lerin asgari düzeyini yakalayamamıştır. Diğer Türk ve İslam ülkelerinde de bu değer %1’in (birçoğunda %0.5’in bile) altındadır.

Avrupa Birliği ile ilgili iki not:

-15 yıl bundan önce kabul edilen Lizbon Kararları gerçekleşse idi (2010’da tüm AB ülkelerinde AR-GE/GSMH > %3), bugün AB krizle karşılaşmayabilirdi,

-Bu değer Yunanistan’da %1 civarında, Portekiz, İspanya ve İtalya’da %1.5’in altındadır.

AR-GE’ye ayrılan harcamalar kadar bu harcamaların etkin bir şekilde yapılması da çok önemlidir. Uzak Doğu modelinin ana eksenini (Axis Mundi) Bilim Kentleri oluşturuyor.

Japonya Tsukuba Bilim Kentini 1964 yılında kuruyor, 1970’ler Japon mucizesi

Güney Kore Daedeok Bilim Kentini 1973 yılında kuruyor, 1980’ler Kore mucizesi.

Güney Kore Sejong’da ikinci Bilim Kentini kuruyor, 5 yıllık süre için ayrılan harcama 40 milyar dolar (yani Türkiye’nin 5 yıllık toplam AR-GE harcamasından fazla).  

İlk Türk Bilim Kenti (Ankara Temel Araştırmalar Merkezi – ATAM) projesi 1994 yılında önerildi ve ilgili Kanun Tasarısı TBMM’ne sunuldu…

Son söz

Türkiye’nin asıl görevi yeni bir Türk-İslam Rönesans’ını başlatmaktır. Bunun için ivedilikle (gelişmiş ülkelerin Ar-Ge altyapısını göz önünde tutarak) etkin bir Bilim ve Teknoloji Stratejisi hazırlayıp hayata geçirmeliyiz. İlim-İrfan‘ın bizim coğrafyada yaygınlaşması için azami gayret sarf etmeliyiz. Bunu yaparsak Türk-İslam aleminin (ve genelde İnsanlığın) huzur ve refaha kavuşmasını sağlayabiliriz.

Yeter ki Göklerdeki ve Yerdeki Ayetlerden yüz çevirmeyelim !!!

 

Prof. Dr. Saleh SULTANSOY’un 2016 Kızıl Elma Bilim Ödülü töreninde yaptığı konuşmasıdır.

Print Friendly, PDF & Email

 benzer haberler

Bahtiyar Vahabzade’nin Ana Dili Uğrunda Verdiği Mücadele  

Bahtiyar Vahabzade’nin Ana Dili Uğrunda Verdiği Mücadele

İlim Şehrinin Kapısı Hz. Ali  

İlim Şehrinin Kapısı Hz. Ali

Atatürk ve Cumhuriyet  

Atatürk ve Cumhuriyet