Bu Kategoridesiniz : / 14 Ekim 2016 Cuma 17:40

İmitasyon Sürecinde İnsan Olmak

imitasyon-sürecinde-insan-olmak

Alimler faziletini ilimle bildiler,

Cahillerse onu taklide ikrar ettiler.

Gördüm ki insanlar, faziletin üzere icma ettiler.

Bu fazilet sahibi kimseler, hem efendiler hem de köleler.

Nede güzel söylemiş Buhteri bu dizelerinde taklidi.

İsterseniz taklidin bir anlamlarına bakalım ve hatırlayalım.

• Belli bir örneğe benzemeye veya benzetmeye çalışma

• Birinin davranışlarını, konuşmasını tekrarlayarak eğlenme

• Benzetilerek yapılmış şey, imitasyon

Bu kısa bilgiyi tazeledikten sonra taklidin hayatımıza kattıklarına bir bakalım. Ne dersiniz?

Peki o zaman :

Sosyolojik yaşantımızda taklit nasıl bir önem taşıyor?

Taklit insanların varoluşundan bu güne yaptıkları ve öğrenme yetilerini bu şekilde geliştirdikleri bir olgu olmuştur. Su içmeyi, konuşmayı, yürümeyi, bu şekilde öğrenmiştir. Aslına bakıldığın da doğada yaşayan canlılar da hep böyle yapmışlardır. İnsanın diğer canlılardan bir farkı taklit ederek öğrendiği şeyleri AKLI kullanarak geliştirmek, yorumlamak ve hayatını daha kolay ve anlaşılır, yaşanır bir seviyeye getirmektir ki bu da yaratılma sebebimiz olan ALLAH Teala hazretlerine kulluk yapabilmenin ve O’nun ne istediğini bilmenin yoludur.

Bakınız günümüzden taklit örneklerine:

Spor dan bir örnek: Sporun bir çok dalları var, biz her kesimden insanın bildiği bilardodan örnek verelim. Dünya şampiyonu Ronnie Coleman  geçmişten gelen bir disipline hakimdir, oyunu bir sistem üzerinedir. Bu sistem Ronnie Coleman  ile devam etmiş, colemanı bilardoculardan başkaları tanımamışlardır.

Ama Türkiye’nin yetiştirdiği Semih Saygıner AKLINI kullanarak,düşünerek ve çalışarak klasik bilardoyu geliştirip yeni vuruşlar yeni sayılar bulmuş ,bilardonun klasik yapısını şovlarıyla süsleyip daha iyi bir yere getirmiş hem Türkiye’nin sevilmesi ve tanınmasına sebep olmuş hem de kendinin tanınmasına. O’da bu yenilikçi, gelişimci ruhu gören çevreler onun bu vizyonundan faydalanmışlardır.

PEKİ Semih sıradan bir taklitçi olsaydı ve yine şampiyon olsaydı,ismi bu kadar duyulmayacak sadece söylenip geçilecekti.Şimdi ise; ‘ semih vuruşu’ diye dünyada bir vuruş var.

Mimarlıktan bir örnek: Taklit, proje üretmenin kestirme bir yoludur; zahmetsiz, haksız kazanç gibidir.

Yani, meşruiyetin rafa kaldırıldığı bir toplumda haksız kazanç, yaşam biçimi haline gelmektedir. Yani, konfeksiyon kesiminde yeni bir ürün teklif etmek yerine, kendini kabul ettirmiş ürünlerin benzerlerini üretmeyi başararak bununla övünebiliyoruz; mimaride de uluslararası olduk, dünyanın neresinde olsa kabul görür.  Mimar Şevki Vanlı

Aslında mizahi bir yönü de var bu söylemin yani diğerleri üretmese, icat etmese yolda kaldık. Sanki onlarda sadece AKIL var bizde yok.

Demek ki birileri AKLINI kullanıp, düşünüp,sorgulayıp,çalışıp evi icat etmeseydi şu an biz halen mağaralarda yaşayacaktık. İlkel bir kavim olup çıkacaktık. 21 yy.’ daki Afrika toplumları gibi…

Gelelim en önemlisine ilim ve bilimden örneklerimize: Bu konuya daha derinlemesine gireceğiz.Çünkü bu taklitçilik burada en büyük zararı vermekte,ve en büyük fayda sağlayan AKLI’da vermekte, yukarıda sosyolojik ve yaşam açısından bir çok örnekten sadece iki tane verdik yeterli olmuştur umarım.

Bakınız ilmin başı ve sonu ALLAH Teala hazretlerinin üzerinde değiştirilemez hükmünü verdiği yüce kitabımız olan Kur’an’dır. O’nu anlamak ve tatbik edebilmek için akıl gereklidir ve  Aklı kullanmak gereklidir. Taklitçilik ise aklı kullanmayı men edip hazırcı olmaya ilkel olmaya davetçidir. ABDULLAH bin el MUTEMİR  şöyle diyor;güdülen bir hayvanla taklit eden bir insan arasında fark yoktur.

Peki geri kalmışlığımızın, muasır bir medeniyet olamayışımızın sebebi bu mu? Kur’an’ı anlamamak mı?

PEKİ Kur’an da anlayamadığımız zaman biz kime bakarız ALLAH Teala hazretlerinin elçim dediği, kulum dediği Hazreti Resulu Kibriya olan Muhammed (s.a.v) bakarız. O’nun ışığında anlamaya, anlatmaya ,yaşamaya, yaşatmaya ve önemlisi iyi bir kul olmaya çalışırız.

Kur’an’ı anlamak, ALLAH Teala’yı anlamak, kainatı anlamaktır.

Kur’anı en  iyi anlayan Resulu Ekrem (s.a.v)  idi. Ondan sonra ise ashab idi sonra da silsile halinde alimlerin vasıtalarıyla nakil edilmeye başlandı.Tabi bu alimler ayetlere ve hadislere bakarak, ashabın yazmış olduğu tefsirlerden faydalanarak te’vil yapmışlar ve her asra kur’anı anlatmışlar, yeni açılımlar getirmişler yeni fikirler türetmişler.

Peygamberimizin tamamladığı güzel ahlakı yaymaya daha da iyi yapmaya çalışmışlar.Bu alimlerin fikir ve yorumları, onların görüşlerini benimseyen topluluklar oluşturmuş bu olaya meshep denilmiş.

Peki birçok meshep türemiş bunların dördüne hak demişsiz ve mukallit olarak onların peşinden gitmişiz. Bu dört imamında ifade ettikleri gibi delilerine bakmadan araştırmadan bizim yüzde yüz doğru olduğumuzu kabul etmeyin demişler.Gerçek mukallit de böyle yapar.

Bakınız Ebu Hanife İmam-ı Azam bu konuda talebesine ne diyor’’ Ey Yakup(Ebu YUSUF) benden her duyduğunu yazma. Çünkü ben bu gün bir görüşü benimseyip, yarın onu terk edebilirim; yarın bir görüşü benimseyip, öbür gün onu terk edebilirim.

Asıl olan ise delillere muvafık olan doğruları baş tacı etmek, o doğrulara sahip çıkmak ve bu doğrular gereğince amel etmektir.

Bu da onların içtihat ve görüşlerini Kur’an ve sahih sünnete arz etmekle mümkündür.

Ayrıca araştırma ve delillere vakıf olmayı terk ederek sadece fıkıh kitaplarında ki meseleleri olduğu gibi anlamak ve böylece nakilde bulunmak, insları tarihte görüldüğü gibi kuru bir taklit hastalığına götürmüştür.

Taklitçilik ise sorgulamayı araştırmayı, çalışmayı ortadan kaldırmış insanı sıradan bir varlık haline sokmuştur.

İmam maliki şöyle dediği naklediliyor.Bir adam her ne kadar faziletli olsa da her sözüne ittiba edilmez ALLAH’U Teala şöyle buyuruyor

’’Onlar ki, sözü dinlerler ve onun güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir’’ Zummer 18

Mezhep imamlarımız böyle söylerken kendine toz kondurmayanları alim sayanlar ve onlara tabi olanlar; ya yanılıyorlarsa, o zaman onların peşinden giden taklitçiler, kime hesap verecekler?

Maalesef günümüzde ne dediği belirsiz kendini alim sayan bir çok zat var. Bakın Hazreti Ömer bu konuyla ilgili ne söylemiş.

‘’Hadisleriniz hadislerin, sözlerinizde sözlerin, en şerlisidir. Çünkü siz insanlara’’ falan şöyle dedi, filan şöyle dedi’’ deyinceye kadar, durmadan anlatıp nakil yaptınız ve Allah’u Teala’nın kitabı  ile uğraşmayı terk ettiniz. Sizden kim bir şey yapacaksa Allah’u Teala’nın kitabıyla yapsın yoksa yerine otursun. [HZ. ÖMER]

İşte bin yıllık bir mesele olan nakilcilik ve taklitçilik İslam Medeniyetlerinin geri kalmışlığını özetlemekte.

KELAM İLMİNE  önem verilmemesi ilmin ve bilimin önünü tıkamıştır.İmam maturidiye göre kelam İslam dininin iman ve eyleme ilişkin esaslarını Kur’an’dan hareketle belirleyen, bunları sahih hadislerle izaha çalışan ve yine bunları aklen temellendiren, karşıt fikirlere karşı savunan bir disiplindir.

Atay, ülkesini ve milletini seven bir kişi olarak elbette ulaşılan bu noktaya üzüldüğünüde beyan etmektedir. Ona göre bugün gelinen noktaya iki insan tipi sebep olmuştur. Her ikisi de Osmanlı kültürüyle yetişmiş ve aynı dini eğitimi almış bu tiplemelerden birincisi; “Bu din ile bu dünya yürümez” diyenler, ikincisi ise “dini anlayışımızdan bir virgülü bile değiştiremeyiz” diyenlerdir.

Atay, islam dininin anlaşılması noktasında, bir düşünce geleneği içindeki insanların iki karşıt grupta toplanması teamülüne uyarak, inananları ve bu inanca göre yaşamını tevdi edenleri iki gruba ayırır. Birinci grup çok dar çerçevede, kendini geleneksel kurallara, örf ve adetlere sıkı sıkıya bağlayanlardan oluşur, diğeri de geniş bir çerçevede bütün insanların sorunlarını çözmeye önem verir ve toplumunu aşmak ister.

 Atay’a göre birinciler taklitçi, ikinciler ise idealist tiplerdir. Taklitçi grup geriye, idealist grup geleceğe bakar. Atay,“İslam’ın ilk üç veya dört asrına idealistler, sonraki asırlara taklitçiler hâkim olmuştur”diyerek kendisini idealistler grubuna dâhil eder.

Atay, Klasik İslami Külliyatı değerlendirirken eleştirel bir tutum takınarak, geleneksel din anlayışında bir kırılma noktası oluşturmaya çalışır. Bu tutumuna,

“Sözleri dinleyip en güzeline uyan kullarımı müjdele. Allah’ın doğru yola eriştirdiği, öz akıl sahibi onlardır”zummer 18

İşte İslam ahlakının temelinde özgürlük, hür düşünce fikir üretme ve tasavvufi olarak her yaptığın işte Allah’ın rızasını arama vardır.

Günümüzde ki kenar mahalle alimlerinden kurtulup artık bize kur’an’ı anlatan alimlere yönelmeli ve bunu yaparken de aklımızı kullanarak kur’an’dan bağımsız hareket etmemeliyiz.

                              Taklitçi değil, nakilci değil, tamamlayıcı olmalıyız.

Allah’ın sıfatlarını, büyüklüğünü, kur’an iliminin ışığında, bilimde tefekkür ederek aramalı, ahlak seviyemizi günlük hayatın her aşamasın da yükseltmeliyiz.

fatih'in istanbulu fethi

Bakınız FATİH Kur’an faziletiyle Resuli Kibriyanın ışığında ve ahlakında, ilmi ve bilmi çalışmalar yaparak dünyanın görmediği bir teknoloji olan şahi topları döktürüp, Türk milletinin asaletini ve islamiyetin bayrağını en yukarılara çekmiş. Müslüman toplumun sığlıkta değil en yüksek medeniyet seviyesinde yaşaması gerektiğini göstermiştir. Bu onun Allah’u Teala’yı ne kadar sevdiğinin bir göstergesi, emir ve yasaklarının bir aynası olmuştur.

rönesans
TEKRAR TEKRAR BAKINIZ

Rönesans, Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olarak anlaşılır. 15 – 16. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, İslam filozof ve bilim adamlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Bu çağ uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa’nın ticaret ve coğrafi ceşiflerle yükselişinin öncüsü olmuştur.

Şunu kendimize sormalıyız, İslam ve Türk Medeniyetleri müslümandı, küfür etmediler. Ama onlar niye şuan da bizden üstünler ve Müslümanlar zulüm görüyor.

Allah’u Teala Hazretleri bize Kur’an’ı göndermedi mi? O’na ve Resulüme uyun demedi mi ? Uyarsak, felah bulacaksınız demedi mi?

O zaman bir yanlış var, ya biz Müslümanlar yanlış yoldayız ya da Kur’an bize yanlış anlatılıyor veya hiç anlatılmıyor.

LÜTFEN  soralım tekrar tekrar soralım bizim öğrendiğimiz din veya bize öğretilen din, Kur’an dini mi? Tabi olmayalım aklımızı kullanalım. İmanımızı akılla temellendirelim yoğuralım. ALLAH’U TEALA’yı tanıyalım ve onun indirdiğine uyalım. Sözlerimi George Bernard Shaw Sözleriyle tamamlamak istiyorum.

george bernard shawGeorge Bernard Shaw 1856/1950

  1925 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İrlandalı oyun yazarı, eleştirmen

– Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.

– Bir dindarın bir şüpheciye göre daha mutlu olmasının, sarhoş bir kişinin ayık bir kişiye göre daha mutlu olmasından farkı yoktur.

– Köle gibi eğitilenler, köle gibi yönetilebilirler ancak

– Sorun çaresizlik değil,isteksizlik… İsteksiziz, çünkü çocuklukta bize uygulanan ilk şey, içimizdeki isteği öldürmektir.

– Müşkülün müşkül üstüne, problemin problem üzerine yığıldığı günümüzde, bütün problemleri bir kahve içme rahatlığında çözen Hz. Muhammed’e, beşeriyetin çok ihtiyacı vardır .

Print Friendly, PDF & Email

 benzer haberler

Bahtiyar Vahabzade’nin Ana Dili Uğrunda Verdiği Mücadele  

Bahtiyar Vahabzade’nin Ana Dili Uğrunda Verdiği Mücadele

İlim Şehrinin Kapısı Hz. Ali  

İlim Şehrinin Kapısı Hz. Ali

Atatürk ve Cumhuriyet  

Atatürk ve Cumhuriyet