Bu Kategoridesiniz : / 17 Mart 2016 Perşembe 00:19

Osmanlı ve Yahudiler; Abdülhamid’in Filistin Politikasına Bir Bakış

Türkay ÇANKAYA
KBÜ, Tarih Bölümü

Osmanlı ve Yahudiler; Abdülhamid’in Filistin Politikasına Bir Bakış

Türklerin Yahudiler ile olan ilk münasebetleri esasen Anadolu’ya girişimizden öncesine dayansa da Osmanlı ile bu münasebetler gelişip devlet politikası halini alacaktır. Osmanlı’nın batıya olan fetihleri devam ederken Yahudiler Avrupa’da akıl almaz bahaneler ile feci kıyımlara maruz kalmaktaydı. 1348 yılında Güney Fransa’da başlayan ilk Yahudi katliamları son olmayacaktı. Yahudiler yüzyıllarca Avrupa’nın her köşesinde ikinci sınıf insan muamelesi görmeye, zaman zaman kendilerine gösterilen büyük öfke gösterilerine hatta katliamlara uğrayacaklar ve göç etmek içinde sıklıkla Osmanlı topraklarını seçeceklerdi.
Osmanlılar tarafından fethedilen yerlere Yahudilerin göç etmesi ise 14. yüzyılda başladı. Macar Kralı Büyük Layoş 1360’da Yahudileri kovan bir ferman yayınladığı zaman Avrupa Yahudileri Osmanlı topraklarını bir sığınma yeri olarak gördüler[1]. Göçler İkinci Mehmet ve İkinci Bâyezıt döneminde de devam etti. İkinci Bâyezıt döneminde İspanya, Portekiz ve İtalya başta olmak üzere Avrupa’nın her tarafından sürülen Yahudiler, 1492’den itibaren Osmanlı İmparatorluğuna geldiler[2]. Yahudilerin Osmanlı topraklarına olan göçleri 14. 15. ve 16. yüzyılla da sınırlı değildir. 19. yüzyılın son çeyreği ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Yahudiler Rusya’da gördükleri büyük sıkıntı ve cinayetler sonucunda Osmanlı’ya göç etmişlerdi fakat bu husustan daha sonra bahsedeceğiz.
Görüldüğü üzere Yahudiler dünyanın bir köşesinde sıkıntı çektiklerinde Osmanlıyı yurt edinmişlerdir. Hatta bu konudan Alman gezgin Hans dernschwam şöyle bahseder;
”Yeryüzünde herhangi bir memleketten Yahudiler kovuldular mı doğruca Türkiye’ye gelirler[3].”
Anlaşıldığı üzere Osmanlı Yahudiler ile sürekli bir münasebet içindeydi. Yahudiler Osmanlı’da hekimlikten tüccarlığa, mültezimliğe kadar önemli rol oynadılar. Yahudilerin Osmanlı’nın en sadık tebaasından olduğu su götürmez bir gerçektir. Fakat yüzyıllarca süren bu dostane ilişki umûmi olarak bugün bir şekilde karşılıklı nefrete ve şiddete dönüştü.
Peki, bu iki milleti bu duruma getiren olaylar neydi?
Bazı kişiler bu durumu Ermeni ve Türk meselesine benzetseler de bu doğru değildir. Ermeni ve Türklerin münasebetleri çok daha farklıdır. Osmanlı Yahudileri için Ermenilerdeki gibi fiili bir çatışma ve mücadelen söz etmek de mümkün değildir. Sebepler bundan ziyade siyasidir. Keza Yahudilerle yaşadığımız sorunlar da Ermenilerle yaşadığımız sorunlar gibi yüz yılı aşkın bir sorun değil kırk elli yıllık bir diyalog sorundur.
Osmanlı’nın Yahudileri kaybetmesi çöküş döneminde yaşadığı bir hezimetti. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Osmanlı uyguladığı yanlış politikalarla zor zamanında işine çok yarayacak bir silahı kaybetmekle kalmayıp onu düşmanına kaptırdı. Bu pek az bilinen ve dile getirilen bir görüştür olsa da maalesef doğrudur.
İşte bu devirde Osmanlı’nın siyasetini belirleyen isim Sultan Abdülhamid’dir. 1876’da tahta geçen ve otuz üç yıl saltanat süren İkinci Abdülhamid bu çeyrekte bu hususa yön veren isimdi.
Bildiğiniz gibi Abdülhamid’in Filistin politikası yalanlar ve efsaneler eşliğinde bolca anlatılır fakat bunun öncesinde bilinmesi gereken olaylardan bahsetmek gerekir. Yukarıda bahis olunan Rusya’daki Yahudi göçleri Abdülhamid’i Yahudiler hususunda ilk rahatsız eden olaydı. Rusya’daki antisemitist hareketlenmeler ve Çarlığın bu konuda bir şey yapmaması sonucunda Rusya’dan bir takım göçler başlamıştı. Tabi bu göçler önceki asırlardaki gibi yine Osmanlı odaklıydı. Fakat Osmanlı artık eskisi kadar güçlü ve dış politikada söz sahibi değildi. Bu durumda bu sefer bazı olayların farklı şekilde gelişmesine sebep oldu.
Filistin’de toprak alma, burada özerk bir yönetim kurma ve Yahudilerin bu sancağa iskân edilmesini proje halinde getirip Abdülhamid’e ilk defa sunan kişi bilinenin aksine Theodor Herzl değil İngiliz hükümetinde nüfus sahibi olan Yahudilerdir. Zaten Theodor Herzl Abdülhamid’in karşısına hiçbir zaman böyle bir istekle çıkmamıştı. Onun düşüncesindeki pazarlık daha dengeli ve makuldü. Bahsedilen fikri proje haline getiren İngiliz Laurence Oliphant 1879 yılında Osmanlı Devletine sundu[4]. Bu durumdan sonra hızla önem kazanan Filistin sorununa İngilizler de dâhil olmuş oldu.
Osmanlı Devletine sunulan bu teklifin değerlendirilip ret olunması muhakkaktır. Zira Osmanlının o dönem ciddi dış borçları vardı fakat teklif değerlendirmeye bile alınmayacak kadar sağlıksız görünüyordu. Bundan sonra Abdülhamid’e Filistin meselesi için gelecek kişi Theodor Herzl’di.
Bu iki isme, yani Sultan Abdülhamid’e ve Doktor Theodore Herlz’e dikkat çekmek gerekir. Zira bundan sonra Filistin politikasındaki belirleyici isimlerdir. Fakat özellikle son yıllarda içi boş, tarihçi olmayan kimseler tarafından bu husus yazılıp çizildiğinden bu iki isim arasında geçen münasebetler yalan ve yanlış öğretilmeye çalışılmış, bilgisiz insanların üzerinden bir takım menfaatler sağlanmıştır. İşin bu kısmı beni her ne kadar rahatsız etse de kendimi doğrusunu öğretmek adına yazma mecburiyetinde hissediyorum.
Her şeyden evvel Abdülhamid’e Filistin meselesi için gelen Herlz’in sanıldığının aksine Osmanlı ile dost olduğunu ve Filistin’i bir takım entrikalar ile Türklerin elinden almak gibi şeytani bir planının olmadığını söylemek gerekir. Bunun ispatı değişik örneklerle defalarca yapılabilir.
”…İşte İstanbul’da Ermeniler bu tür terör eylemleri düzenlerken Theodore Herzl de Avrupa’daki faaliyetleri çevresinde Padişahın hoşuna gidecek bir takım girişimlerde bulunuyordu. Bunlardan biri de, o yıllarda sık sık baş ağrıtan bir sürecin yaşandığı Ermeni meselesinde Osmanlı devletinin lehine bir şeyler yapabilmek için Ermeni liderlerle temasa geçmekti [5].”
Burada bahsedildiği gibi Herzl sırf Padişaha hoş görünmek için Ermeni liderlerle Osmanlı lehine sonuç alabilmek için konuşma zahmetine girmiştir. Keza Herzl’in Avrupa’daki geçirdiği zaman müddetince Sultan için yaptığı başka işlerde olmuştur. Mesela 19 Haziran 1901’de Avrupa’daki durum hakkında Abdülhamid’e gönderdiği bir mektubun sonlarında şöyle bahsediyor;
”…Paris’te Osmanlı hükümeti aleyhine yayın yapmak ve saldırılarda bulunmakla tanınan yazar Ahmet Rıza Bey isimli birinden bahsedip susturulmasının mümkün olacağını belirttiler. Zat-ı Şahanelerine her fırsat ve vesile ile hizmette bulunmayı arzu etmekle beraber bu gibi işlerde her ne suretle olursa olsun meşgul olmak bana ait olmadığından söylenenleri ve yapılanları hiçbir eklemede bulunmadan sadece belirtmekle yetindim…[6].”
Burada ismi belirtilen Ahmet Rıza Bey bilindiği gibi o dönem Paris’te bulunan Abdülhamid muhalifi İttihadın kurucularındandır. Yani Herzl Sultana eğer emrederse Ahmet Rıza Bey’i ortadan kaldırabileceğini söylüyor.
Görüldüğü üzere Herzl’in Osmanlıya ve Sultana olan dostane tavrı oldukça belirgin. Verdiğim örnekler çoğaltılabilir fakat yazıyı gereksiz yere uzatacağından bu bahsi geçiyorum.
Esasen benim üzerinde durmak istediğim husus Sultan Abdülhamid’in Filistin meselesinde izlediği politika ve bunun sonucunda neler olduğudur. Yani Hahambaşının Abdülhamid’in karşısında ağlayıp özür dilediği yahut Abdülhamid’in Herzl’i huzurundan kovduğu gibi saçma kurguları bırakıp Abdülhamid’in gerçekten nasıl bir siyaset yürüttüğü.
Theodor Herzl Sultanla olan konuşmalarının yalnızca birini yüz yüze yapabilmişti. Herzl bu görüşmesini anılarında yazmıştır[7]. Daha önce iki defa İstanbul’a gelmiş fakat görüşmeyi başaramamıştı. Bu görüşme dışında Sultana mektuplar yazmış ve Filistin hakkındaki önerileri ve isteklerini de mektuplarda belirtmişti. Herzl Abdülhamid’den Rusya’dan göç eden Yahudilerin Filistin ve çevresine yerleştirilmesini istemiştir. Fakat Abdülhamid Yahudilerin Filistine yerleşmesine katiyen izin vermemiş bununla birlikte Yahudileri kabul edip Osmanlı’nın muhtelif vilayetlerine iskân edilmesini buyurmuştu.
Fakat Sultan Filistin hususunda her ne kadar taviz vermese de durumlar istediği gibi gitmiyordu. Yahudiler, iş adamı ya da hacı olarak Filistin’e girmeyi başarıyordu. Avrupalı Yahudi sermayedarlar buralardan toprak satın alıp göç eden Yahudilere iktisadi yardımlar yapıyor kasabalar inşa ettiriyordu. Abdülhamid göç ile gelen Yahudilerin toprak alamayacağı hususunda da bir kanun çıkartmıştı fakat bölgedeki Arap yöneticiler rüşvet alarak Yahudilere toprak satmaya devam ediyordu.
Tüm bunlar olurken Herzl, Abdülhamid’e süratle projeler sunuyor, Osmanlının lehine işlerde bulunmaya çalışıyordu. Herzl’in Abdülhamid’in de dostu olan Polonyalı Newlenski’den gönderdiği bir raporu buraya almak istiyorum;
”…Şurasını nazar-ı dikkate almalıdır ki Zat-ı Şahane Yahudilerin dilediğini kabul buyurdukları halde hem cihanın en büyük sermayedarlarının nakdi yardımlarını, hem de Avrupa’nın Museviler elinde bulunan en büyük gazetelerinin manevi yardımlarını elde etmiş olacaktır. Bu da bu zamanda göz ardı edilecek bir şey değildir[8].”
Görüldüğü üzere Newlenski raporunda Osmanlının iktisadi sorununu düzeltecek sermayedarlardan ve dış politikada bulunmaz bir fırsat olarak kullanılabilecek Musevilerin elinde tuttuğu medyadan bahsediyor. Peki, karşılığında Yahudilerin istediği şey neydi? Newlenski bunu aynı raporda şu açık cümlelerle belirtiyor; ”Osmanlı idaresi altında olarak Filistin’in bir kısmında koloniler kurulmasına izin verilmesinden başka bir şey istemiyorlar.”
Buna benzer öneriler Herzl tarafından Abdülhamid’e birkaç defa daha farklı şekilleriyle sunuluyor fakat Sultan hiçbir zaman net bir cevap vermemekle birlikte bu adamdan faydalanabileceğini düşünmüş olmalı ki onunla ilişkisini de kesmiyordu.
Pekâlâ, Abdülhamid’in Filistin için bunca fırsatı geri çevirmesinin sebebi neydi? Onun bir karış vatan toprağından vazgeçmeyecek bir lider olması mı? Eğer öyle olsaydı İngilizlere Kıbrıs’ı Doğu Rumeli vilayetini Bulgarlara bırakır mıydı? Yoksa Kıbrıs ve Rumeli vatandan mı sayılmıyordu?
Esasen ona politik deha diye atfedilen övgü Abdülhamid gibi dini duyguları mantığını gölgelediği için Hicaz ve Filistin’i en ufak bir taviz vermeden savunup, ülkenin gücünü oralarda tüketirken daha yakın bir coğrafyada bulunan Kıbrıs’ı İngilizlere peşkeş çeken bir lidere fazla gelir.
Elbette Abdülhamid zeki ve ileri görüşlü bir liderdi. Keza yakın zamanda cereyan edecek olan Harbi Umûmiyi önceden görecek ve hazırlığına başlatacak kadar ileri görüşlüydü. Fakat Filistin’i muhafaza etmedeki kararlılığını Kıbrıs ve Mısır’da maalesef göstermemişti.
Son olarak yazımın başlarında bahsettiğim zor zamanında işine çok yarayacak bir silahı kaybetmekle kalmayıp onu düşmanına kaptırma konusuna açıklık getirmek istiyorum. Yazının devamında bu silahın Osmanlı içine ne denli önemli olduğunu anlattım fakat biz bu silahı kaybetmekle kalmayıp düşmana da kaptırmıştık. Gelibolu İngiliz Ordu Komutanı Hamilton günlüğündeki şu satırlar, bu husustaki kaybımızı özetler niteliktedir;
”İskenderiye’de, Filistinli Yahudi Mülteciler Alayını denetledim. Yahudilerden faydalanacağımıza inandım. Yahudilerden bizim çıkarlarımıza uygun istifade edebilirdik. Onları kendi çıkarlarımız için istismar edip, Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin çabalarını sağlardık. Yahudi gazeteciler bizim davamıza renk katar, Yahudi bankerlerde kesemize para yağdırır[9].”
İkinci Abdülhamid’in Filistin politikası o tahtan indirildikten sonra da aynı şekilde devam etti. Zaten Theodor Herzl’in 1904’deki ölümünden sonra bir daha Osmanlı Devletine böyle bir pazarlık gitmeyecekti. Fakat Herlz’in ölümünden hemen sonra sahneye bir başka gazeteci çıktı. Wladimir Jabotinsky, bu sefer bir başka gazeteci bir başka hükümetle pazarlık etti.

Kaynaklar;
1 Halil İnalcık, Separdic Jewis in the Ottoman Empire to Republic, İstanbul 1995 s.106
2 Erhan Afyoncu, Sahte Mesih; Sabatay Sevi ve Yahudiler, Yeditepe Yayınevi İstanbul 2013 s.17
3 Hans Dernschwam, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü çev. Yaşar Önen, Ankara 1987 s.147
4 Tufan Buzpınar, Filistin Meselesinin Ortaya Çıkışında İngiltere’nin Rolü, Türkiye Günlüğü sayı 68 s.20-12
5 Vahdettin Engin, Pazarlık, Yeditepe Yayınevi, İstanbul s74
6 BOA Y.A.HUS, no 258 / 117.
7 Siyonizm Kurucusu Theodor Herzl’in Hatıraları ve Sultan Abdülhamid, Ergun Göze, Boğaziçi Yayınları, Hatıra Serisi
8 BOA YPRK, TKM no38 / 151
9 Wladimir Jabotinsky, İsraili Kur; Sadece Bir Emir Kipi, Yeditepe Yayınevi, önsöz, Muzaffer Albayrak s.8

Print Friendly, PDF & Email

 benzer haberler

Bahtiyar Vahabzade’nin Ana Dili Uğrunda Verdiği Mücadele  

Bahtiyar Vahabzade’nin Ana Dili Uğrunda Verdiği Mücadele

İlim Şehrinin Kapısı Hz. Ali  

İlim Şehrinin Kapısı Hz. Ali

Atatürk ve Cumhuriyet  

Atatürk ve Cumhuriyet